Kayıtlar

Türk Tarihi etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Tanrı'ya inanan Türk Hun Hükümdarlarının Okuduğu Dua

Resim
Tanrı'ya inanan Türk Hun Hükümdarlarının Okuduğu Dua Arapların puta taptıkları dönemden 800 yıl önce, tek Tanrı'ya inanan Türk Hun Hükümdarları şu duayı okurlardı: “Ulu Tanrı! Her şeyi yaratan Tanrı! Yenilmez, yıkılmaz, kırılmaz, bitmez, yitmez, yok olmaz Tanrı! Suyu donduran, buzu eriten, buzdan su yürüten, sudan ırmak coşturan, ırmaktan göl dolduran, gölde balık gezdiren Tanrı! Kuru derelere pınar koşturan, ota ağaca can yürüten, ottan ağaçtan çiçek çıkartan, çiçeklerden oğul veren, arıya bal yaptıran Tanrı! Günümüzü aydınlatan, gecemizi yıldızlarla süsleyen Tanrı! Bize yeni bir yıl veren Tanrı! Bu yıl bize bol ver, bolluk ver! Otumuz otlağımız bol ver! Kulunlarımız kuzularımız bol ver! Yapağımız yünümüz, yağımız sütümüz, peynirimiz, kımızımız bol ver! Yağmurumuz suyumuz bol ver! Avlağımız avımız bol ver! Urısı, kızı oğulumuz bol ver! Anamızı balamızı, oğlumuzu kızımızı, gencimizi yaşlımızı, bu Kara Yer üzerinde hepimizi kara çorlardan sakla, isizmden bizi esirge Yüce Tanrı! ...

Türk Birliği

Türk Birliği, Türk dilleri konuşan ve Türki soydan gelen toplulukların bir arada olmasını, ortak hareket etmesini, ortak siyasi ve ekonomik kararlar almasını tanımlayan fikri ve siyasi bir kavram. Anlamı Geniş tanımıyla köken itibarıyla Türk olan tüm ülke, özerk yönetim ve başka ülkelerde yaşayan Türk topluluklarının (kısaca Türk Dünyası'nın) tek çatı altında toplanmasını ve örgütlenmesini ifade eden siyasi bir kavram. Dar anlamıyla, Türkçe konuşan devletlerin bir araya gelerek Avrupa Birliği'ne benzer bir yapı oluşturabileceğine yönelik fikir oluşumlarıdır. Bu fikir oluşumlarının çoğu duygusal temellere ve Türkçülük ideolojisine dayanır. Ancak her siyasi görüşün gerçekte ekonomik temeli olur.  Avrupa Birliği benzeri Türk Birliği görüşü ekonomik bir temelden yoksundur. Ancak kültürel, tarihi, manevi temeli olduğu tartışılmaz bir gerçekliktir. Ekonomik temellerin geliştirilmesi böyle bir uluslararası örgütü doğurabilir. Burada, enerji sektörü önemli rol oynayabilir. Türk Dün...

Mete Destanı

Mete Destanı Mete , Teoman Yabgu 'nun oğlu ve veliahdı (kendisinden sonra hükümdar olacak kimse) idi. Ama  Teoman Yabgu 'nun başka bir eğinden de bir oğlu olmuştu ve bu kadın Teoman'dan sonra  Mete  yerine kendi oğlunun hükümdar olmasını istiyordu. Sonunda  Teoman Yabgu 'yu kandırdı.  Ama  Mete  Buna razı olmadı ve derhâl bir ordu toplayarak Hun tahtını ele geçirmek üzere yola çıktı. Böylece Türk târihinde ilk defa bu şehzade (prens), devlet uğruna babasıyla taht kavgasına girişiyordu. Mete  çok yüksek kabiliyetli bir komutandı. Topladığı ordu ile babasını yendi ve Hun tahtına oturdu. Çin târihleri onun üstün meziyetlerini ve yaptığı büyük işleri uzun uzun anlatırlar. Devletinin ve milletinin işleri için kendi çıkarlarını hiçe sayardı.  Anlatılanlara göre bir defasında Hunlar zor durumda kalmışlar ve Çinlilerden barış istemişlerdi. Çinliler barış için  Mete 'nin en sevdiği atını istediler, hemen verdi. Ama Çin hükümdarı bununla yetinmedi...

Manas Destanı

Manas Destanı Destan Hakkında Kısa Bilgi Bu muhteşem Türk Destanının tamamı 400.000 mısradır. Bir Kırgız destanıdır. Müslüman Kırgızlarla Putperest Kalmuklar arasında mücâdeleleri anlatır. Bununla beraber Manas Destanı'nın dokuzuncu yüzyılda, Kırgızların Yenisey Kıyılarında devlet kurmağa başladıkları sırada oluşmuş olduğunu ileri süren ilim adamları da vardır.  Manas'ın, tarihte gerçekten var olduğunu gösterir izler görülememiş ise de, Kırgız-Kalmuk mücadelelerinde göz doldurmuş bir Kırgız yiğidinin, belki de bir Kırgız Beyinin adı ve yiğitliği ile bu destana konu olduğunu düşünebiliriz. Manas Destanı, Kırgızların bir bakıma ansiklopedisi gibidir. Manas Destanı'nda Kırgızların bütün gelenek ve göreneklerini, törelerini, inanışlarını, görüşlerini, başka milletlerle olan ilişkilerini, masallarını ve ahlak anlayışlarını bulmak mümkündür.  Manas Destanı'nın bütününü söyleyenlere Manasçı, bir kısmını söyleyenlere Ircı denilir. Manasçılar, destanı anlatırken kendi zamanların...

Kutadgu Bilig'de Töre

Kutadgu Bilig'de Töre Kutadgu Bilig; kutluluk bilgisi, saadet bilgisi, devlet olma bilgisi, devlet idaresi bilgisi manalarına gelen eser Yusuf Has Hacip tarafından Balasagun'da yazılmaya başlanmış. 1069-1070'te Doğu Türkistan'daki Kaşgar şehrinde tamamlanmış ve Doğu Karahanlı Hükümdarı Tavgaç Ulug Buğra Kara Han Ebu Ali Hasan bin Arslan'a takdim edilmiştir. İnsanı merkez alan eser, gerek fert olarak gerek cemiyet halinde yaşayan insanları iyi bir siyasetle idare edilip, dünyada ve ahirette mesut olabilmeleri için tutulacak yolları gösterir. Bunu ise kendilerine sembolik isimler verilen dört ana kişi arasındaki diyaloglardan faydalanmak suretiyle gerçekleştirir.  Alegorik bir biçimde bu eserde yaşatılan dört şahıs dört farklı fikri ve görevi temsil ederler. Bunlardan Küntogdı hükümdar görevinde, kanun ve adaleti, Aytoldı vezir görevinde, saadeti, Aytoldı'nın oğlu Ögdülmiş aklı ve ilmi ve Aytoldı'nın diğer oğlu Odgurmuş ise akıbeti temsil etmektedir.  Türkleri...

Köroğlu Destanı

Köroğlu Destanı Bolu beyi, en güvendiği seyisi olan Yusuf'a :  "Çok hünerli ve değerli bir at bul."  emrini verir.  Seyis Yusuf, uzun süre Bolu Beyi'nin isteğine uygun bir at arar. Büyüdüklerinde istenen niteliklere sahip olacağına inandığı iki tay bulur ve bunları satın alır. Bolu beyi bu zayıf tayları görünce çok kızar ve seyis Yusuf'un gözlerine mil çekilmesini emreder. Gözleri kör edilen ve işinden kovulan Yusuf, sıska taylarla birlikte evine döner.  Oğlu Ruşen Ali'ye verdiği talimatlarla tayları büyütür. Babası kör olduğu için Köroğlu takma adıyla anılan Ruşen Ali, babasının isteğine göre atları yetiştirir. Taylardan biri olağanüstü bir at haline gelir ve Kırat adı verilir. Kırat da destan kahramanı Köroğlu kadar ünlenir.  Seyis Yusuf, Bolu Beyi'nden intikam almak için gözlerini açacak ve onu güçlü kılacak üç sihirli köpüğü içmek üzere oğlu ile birlikte pınara gider. Ancak, Köroğlu babasına getirmesi gereken bu köpükleri kendisi içer, yiğitlik, şâirli...

Karaca Bey Destanı

Karaca Bey Destanı Eskilerde, yüzyıllar ötesinde Kafkas denilen büyük hanlıklar yurdunda, yaşardı bir kavim, beyleri başlarında. Birlik beraberlik içinde yaşarlardı. Ağıllara sığmaz koyunları. Her yılda birlikte yaptıkları toyları. Kar, tipi ve boran dolu bir gece, Bey`in bir oğlu oldu, toy eterce. Karda doğan o çocuğa. Karça oğlan adı koydular. Bu isim, "kar gibi" anlamına geliyordu. Karca Bey, babasının kontrolünde, topluma örnek olacak bir kişi, bir lider olarak yetişmekteydi. Ama, ne yazık ki acı günler gelip çatmış, Moğol sürüleri bütün Kafkasya'yı talan etmeye başlamıştı. Ovalara sığmayan Kara Moğol orduları geliyor. Koşuyorlar, saldırıyorlar sağa sola. Doğudan esen bir uğursuzluk fırtınası gibidir Moğol sürüleri. Halk, bu fırtına önünden kaçmaktadır bölük bölük. Karca Oğlan’ın bey babası güneşin doğduğu yöne dikmiş gözlerini.  Halkına buyruk verir:  "Haydi göçelim bu diyardan." Tan yeri ağarmadan kalktılar yataklarından gözlerinde yas. Terk ettiler eski y...

Göç Destanı

Destan Hakkında Bilgi Bu destan da bir Uygur destanıdır ve daha önce belirtildiği üzere, Türeyiş Destanının bir uzantısı gibidir. Bugün, Orhun nehri kıyısında bir şehir kalıntısı ile bir saray yıkıntısı vardır ki çok eskiden bu şehre Ordu -Balık denildiği sanılmaktadır.  Büyük Uygur Destanı'nın son bölümü diye kabul edebileceğimiz Göç Destanı, işte bu şehrin saray yıkıntısının önünde bugün görülebilecek şekilde duran yazıtlarda yazılı olduğunu Hüseyin Namık Orkun ileri sürmektedir. Yine Hüseyin Namık Orkun'un belirttiğine göre bu yazıtlar, Moğol Hânı Öğüdey zamanında Çin'den getirilen uzmanlara okutturulup tercüme ettirilmiştir. Göç Destanının Çin ve Iran kaynaklarındaki kayıtlarına göre iki ayrı söyleyiş hâlinde olduğu bilinmekte ise de aslında birbirinin tamamlayıcısı gibidir. Iran kaynaklarındaki söyleyiş, daha çok tarih bilgilerine yakındır. Aynı zamanda Iran söyleyişi, Türklerin Maniheizm'i kabulünü anlatan bir menkıbe görünümündedir. Aşağıda özetlenmiş olan söyley...

Ergenekon Destanı

Ergenekon Destanı Türk illerinde Türk oku ötmeyen, Türk kolu yetmeyen, Türk'e boyun eğmeyen bir yer yoktu. Bu durum yabancı kavimleri kıskandırıyordu. Yabancı kavimler birleştiler, Türklerin üzerine yürüdüler. Bunun üzerine Türkler çadırlarını, sürülerini bir araya topladılar; çevresine hendek kazıp beklediler. Düşman gelince vuruşma başladı. On gün savaştılar.  Sonuçta Türkler üstün geldi.  Bu yenilgi üzerine düşman kavimlerin hanları, beyleri av yerinde toplanıp konuştular. Dediler ki: ''Türklere hile yapmazsak halimiz yaman olur!'' Tan ağaranda baskına uğramış gibi ağırlıklarını bırakıp kaçtılar. Türkler, ''Bunların gücü tükendi, kaçıyorlar'' deyip artlarına düştüler. Düşman, Türkleri görünce birden döndü. Vuruşma başladı. Türkler yenildi.  Düşman, Türkleri öldüre öldüre çadırlarına geldi. Çadırlarını, mallarını öyle bir yağmaladılar ki tek kara kıl çadır bile kalmadı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdiler, küçükleri tutsak ettiler. O çağda Türkl...

Bozkurt Destanı

Bozkurt Destanı . ..Türklerin ilk ataları Batı Denizi'nin batı kıyısında otururlardı. Türkler, Lin adlı bir ülkenin ordularınca yenilgiye uğratıldılar. Düşman çerileri bütün Türkleri erkek kadın, küçük büyük demeden öldürdüler. Bu büyük ve acımasız kıyımdan yalnızca 10 yaşlarında bulunan bir oğlan sağ kaldı geriye.  Düşman askerleri bu çocuğu da buldular ama onu öldürmediler; bu yaşayan son Türk'ü acılar içinde can versin diye, kollarını ve bacaklarını keserek bir bataklığa attılar. Düşman hükümdarı, çeri (asker)lerinin son bir Türk'ü sağ olarak bıraktığını öğrendi; hemen buyruk verdi ki: "Bu son Türk de öldürüle ve Türklerin kökü tümüyle kazına..." Düşman çerileri çocuğu bulmak için yola koyuldular. Fakat dişi bir Bozkurt çıktı ve çocuğu dişleriyle ensesinden kavrayarak kaçırdı; Altay dağlarında izi bulunmaz, ıssız ve her tarafı yüksek dağlarla çevrili bir mağaraya götürdü. Mağaranın içinde büyük bir ova vardı.  Ova, baştan ayağa ot ve çayırlarla kaplıydı; dört b...

Altay Yaratılış Destanları

Altay Yaratılış Destanları X. yüzyıldan sonra Altay dağları bölgelerinde, artık büyük Türk devletleri kurulmaz olmuştu. Ama bu bölgelerdeki halk, bir Türk olarak binlerce yıl yaşamış, gelişmiş ve nihayet, soylu Türkler batıya gittikten sonra da dağlar ve vadiler arasında kaybolup, kalmış kimseler idiler.  Bu sebeple eski Türk mitolojisinin, en ilksel izlerini, Altay dağları bölgesinde bulmak mümkündür. Fakat zamanla, onlara da dışarıdan birçok tesirler gelmiş ve yeni yeni efsaneler meydana çıkmıştı. Biz Altay dağlarındaki efsaneleri incelerken, bu tarihi gelişimi, hiçbir zaman gözden uzak tutmadık.  Etnograflar, tarih ve tarih olaylarını bilmedikleri için, Altay dağlarındaki Türklerin efsanelerini sanki birden bire ortaya çıkmış gibi görürler. Bazıları da bunları, binlerce yıldan beri hiç değişmeden zamanımıza kadar gelmiş eserler olarak kabul ederler. Biz ise, "Altay dağlarındaki efsaneleri incelerken bütün çabamızı, eski Türklerden kalan motifler ile, bu bölgelere sonradan g...

Alp Er Tunga Destanı

Alp Er Tunga Destanı Yaradılış Destanından sonra bilinen ilk büyük ve millî Türk Destanı Alp Er Tunga Destanıdır. Fakat bu destanın, hattâ özeti hakkında dahi kesin bilgiler edinilmiş değildir; çok eski çağlarda ve Türk Boylan arasında böyle bir destanın söylenmiş olduğu, bilinmeyen sebeplerden, belki de bu destanlardan sonra çekirdeklenmeye başlayan ve daha etkili bir şekilde Türk Boylarını coşturan destanlar, özellikle Oğuz Kağan Destanının etkisiyle unutulmağa başlamış olabileceği varsayımını kabul etmek zorundayız.  Alp Er Tunga Destanı hakkındaki bilgilerin en önemli kaynağı Divan-ı Lugat-it Türk'tür. Milâttan sonra on birinci yüzyılda Kâşgarlı Mahmut tarafından yazılan bu eserde, Destanın, büyük bir ihtimâlle son kısımlarına ait bir ağıt (sagu) yazılı olarak verilmektedir. Bu Türk Beğlerinde atı belgülük Tunga Alp Er idi katı belgülük Bedük bilgi birle öküş erdemi Biliglig ukuşlug budun ködremi Tacikler ayur ânı Afrasyab Bu Afrasyap tutdı iller talab Bugünkü Türkçemizle: ...

Gök Medrese

Resim
Batı yönünde giriş kapısının yer aldığı ana portal üzerindeki kitabesinden anlaşıldığına göre 1271 yılında Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından yaptırılmıştır. Taç kapısının yan sütunca başlıkları üzerinde karşılıklı olarak yazılı imzaya göre Gök medresenin mimarı Konyalı Kaluyan'dır.           Gök Medrese açık avlulu dört eyvan şemasının uygulandığı iki katlı olduğu iddia edilen bir medresedir. Plastik sanatın şaheserlerinden olan taç kapıda mermer malzeme nedeniyle ışık gölge sistemi genel görünümünü etkilemektedir. Ayrıca sırlı tuğla ve mavi çini işçilikli tuğla örgülü minarelerde taç kapıya daha da önem kazandırmaktadır. Cephenin solunda üç dilimli kemeri, iki satırlık kitabesi ve üç yönü dolaşan geometrik bordürüyle çeşmesi cepheyi daha hareketlendirmiştir. Bu hareketliliği sağ ve sol tarafta bezemeli pencereler ve bekitme kuleler tamamlamaktadır. Medrese taç kapının üst iki köşesinde iç içe girmiş hayvan başları doldurmaktadır.  ...

DULKADİROĞLU TARİHİ

Resim
DULKADİROĞLU TARİHİ “Dulkadir” kelimesinin kullanılışı ve aslı hakkında çoğunlukla ileri sürülen görüşlere göre; Dulgadır, Dulkadir, Zülkadir, Tolgadar gibi çeşitli şekillerde yazıldığı, birçok kaynakta da bu şekilde görülmektedir. Dulkadiroğulları kurucusu Zeyneddin Karaca Bey zamanında yaşayan Arap Müverrihi (yazar) İbni Şahne’nin yazdığı tarihi kaynaklarda bu kelimeyi Dulkadir olarak ifade ettiği görülmektedir. Dulkadiroğulları Beyliği; Osmanlıca “kudretli” manasına gelip, 1298-1522 yılları arasında Anadolu'nun güneyinde, Maraş ve Elbistan merkez olmak üzere kurulmuş bir Türkmen devletidir. Dulkadiroğlu; tarih boyunca Hitit, Asur, Urartu, Pers, Roma, Selçuklu, Dulkadiroğlu ve Osmanlı gibi onlarca medeniyeti bünyesinde barındırmıştır. 14.asrın ilk yarısında Maraş ve Elbistan havalisinde ortaya çıkıp doğuda Harput’tan batıda Kırşehir’e kuzeyde ise Sivas’tan güneyde Hatay Hassa’ya kadar ki coğrafyayı içine alan, içerisinde iki asra yakın hüküm süren Dulkadiroğulları, Oğuzların Bozo...

Mete Han (Asya Hun İmparatorluğu hükümdarı)

Resim
Mete, Mao-tun (Çince: 冒頓單于 pinyin: Mòdú Chānyú; ( MÖ 234 - MÖ 174), MÖ 209 - MÖ 174 arasında hüküm sürmüş Asya Hun İmparatorluğu hükümdarı olan Türk-Hun hükümdarı'dır . Oğuz Kağan Destanı 'ndaki Oğuz Kağan ile aynı kişi olduğu düşünülmektedir. Babası Teoman 'dır.  Kendisi Baideng Muharebesi sırasında Han Hanedanlığı 'nı yenmiş ve vergiye bağlamıştır. Yüeçi ve Tunguz milletlerini de yenerek devletini Hazar Denizi 'nden Mançurya 'ya kadar uzatmıştır. Mete 'nin asıl adı Batur veya Bagatur 'dur. Adının yanlışıkla Mei-tei olarak çevrilmesinden dolayı literatüre Mete olarak girmiştir. Hayatı Mete Han'ın kağan olması Çin kaynaklarında anlatılan bir olaya göre, Asya Hun İmparatorluğu 'nun kurucusu olan Teoman, oğlu Mete yerine üvey annesinin etkisiyle Mete'nin üvey kardeşi olan diğer oğlunu tahta çıkarmak istedi.  Bu sebeple üvey annesi, Mete'ye karşı Teoman'ı doldurdu ve Mete'nin komşu kavim olan Yüeçiler 'e rehin olara...